alisahin37edebiyat2005.sitemynet.com
turkeydeb.jpg

Edebiyat 2005
Arşiv 2005
İletişim

Edebiyat 2005


2005'te ROMANIMIZ

2005'TE ROMAN 1/ Ali ŞAHİN


Ali Teoman, Bir Garip Cindi Zümrüdüanka
Aliyar Dengiz, Baba Oğul ve Hayal
Armağan Tunaboylu, Resim Cinayetleri
Barbaros Devecioğlu, Otoyol Kenarında Yanan Ateşler
Can Kozanoğlu, Acemi Eğitimi
Cihangir Artun, Dön Evine Bırak Esrarı
Erdal Erkut, Asala'dan Bir Kız Sevdim
Erkut Deral, Kötü Ölü
Halide Eşber, Her Şey Seninle
Hamdi Koç, İyi Dilekler Ülkesi
İnci Aral, Taş ve Ten
Levent Mete, Rika'nın Beyninde
Mario Levi, Lunapark Kapandı
Mehmet Faraç, Son Gâvur
Murat Menteş, Dublorün Dilemması
Mustafa Akgün, Ağrı'da İki Mevsim
Mustafa Karnas, Çürük Elma Operasyonu
Müzeyyen Yılmaz, Kod Adı: C.E.Y.D.A
Necati Göksel, Kara Kadife
Olcay Önder, Gölgedekiler
Piraye Şengel, Hayal Tutulması
Rıza Kıraç, Düşmüş Erkekler Masalı
Selçuk Altun, Annemin Öğretmediği Şarkılar
Tahsin Yücel, Kumru ile Kumru
Tayfun Pirselimoğlu, Şehrin Kuleleri
Tuna Kiremitçi, Yolda Üç Kişi

*** *** ***

2005 Romanları: İlk Akla Gelenler.../ Ali ŞAHİN

AKÇAM, Alper: Masalsı
AKGÜN, Mustafa: Ağrı'da İki Mevsim
AKHANLI, Doğan: Madonna'nın Son Hayali
ALTAN, Ahmet: En Uzun Gece
ALTUN, Selçuk: Annemin Öğretmediği Şarkılar
ANAR, İhsan Oktay: Amat
ANIL, Mehmet: Bitik
ARAL, İnci: Taş ve Ten
ARİF, Aydın: Foto Şıpsevgi
ARKAN, Hüsnü: Uzun Bir Yolculuğun Bittiği Yer
ARTUN, Cihangir: Dön Evine Bırak Esrarı
ASENA, İnci: Aldanış
BÜKTEL, Coşkun: Fiyasko
ÇELİK, Nevzat: Bağışlanmış Hüzün
DEMİRAL, Seran: Yaşayan Ölü Avcısı: Münzevi 1
DENGİZ, Aliyar: Baba Oğul ve Hayal
DERAL, Erkut: Kötü Ölü
DEVECİOĞLU, Barbaros: Otoyol Kenarında Yanan Ateşler
DİKENELLİ, Çağan: Taşıyıcı
ERAY, Nazlı: Beyoğlu'nda Gezersin
ERDOĞAN, Aslı: Hayatın Sessizliğinde (roman formunda yazılmamış)
ERGİN, Özgen: Fırdöndü
ERKUT, Erdal: Asala'dan Bir Kız Sevdim
ERKUT, Erdal: Sekiz Yalnız Kadın
EROĞLU, Mehmet: Düş Kırgınları
EŞBER, Halide: Her Şey Seninle
FARAÇ, Mehmet: Son Gâvur
GÖKSEL, Necati: Kara Kadife
GÜLSOY, Murat: Sevgilinin Geciken Ölümü
GÜZELSOY, İsmail: Sincap
HÜKÜMENOĞLU, Hikmet: Kar Kuyusu
İLDAN, Mehmet Murat: Antikacı Arago'nun Günlüğü
İLYASOĞLU, Evin: Teodora'nın Düşmanları
KARNAS, Mustafa: Çürük Elma Operasyonu
KIRAÇ, Rıza: Düşmüş Erkekler Masalı
KİREMİTÇİ, Tuna: Yolda Üç Kişi
KOÇ, Hamdi: İyi Dilekler Ülkesi
KOZANOĞLU, Can: Acemi Eğitimi
LEVİ, Mario: Lunapark Kapandı
MENTEŞ, Murat: Dublorün Dilemması
METE, Levent: Rika'nın Beyninde
OKER, Celil: Bir Şapka Bir Tabanca
OKUR, Yiğit: Deniz Taşları
ÖKTEM, Altay: Bu Kitaptan Kimse Sağ Çıkamayacak
ÖNDER, Olcay: Gölgedekiler
ÖZAKMAN, Turgut: Şu Çılgın Türkler
PARLAR, Canan: Sıfır Baskı
PİRSELİMOĞLU, Tayfun: Şehrin Kuleleri
ŞENGEL, Piraye: Hayal Tutulması
TEOMAN, Ali: Bir Garip Cindi Zümrüdüanka
TOPAL, Semra: Gece Gülüşü
TOPTAŞ, Hasan Ali: Uykuların Doğusu
TUNABOYLU, Armağan: Resim Cinayetleri
ÜNVER, Mehmet: Kırmızı Fener Sokağı
YEĞİNOBALI, Nihal: Belki Defne
YEMNİ, Sadık: Yatır
YENİÇERİ, Selim: Kralların Yolu-2012 Destanı 1
YILDIRIM, Orhan: Beyaz İntikam
YILMAZ, Müzeyyen: Kod Adı: C.E.Y.D.A
YÜCEL, Tahsin: Kumru ile Kumru
ZAİM, Feyza: Altın Yaldızlı Adam

*** *** ***

2005 Öykü Kitapları: İlk Akla Gelenler.../ Ali ŞAHİN
Adnan Binyazar: Şairin Kedisi
Akın Sevinç: Dünyanın Yan Etkileri
AYVAZ, Sezer Ateş: Tamiris'in Gecesuçları (3.öykü kitabı)
Ethem Baran: Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı
Ethem Baran: Unuttuğum Bütün Akşamlar
Hasan Özkılıç: Şerul'da Beklemek
KOPAN, Yekta: Kara Kedinin GölgesiKitap
Lütfiye Aydın: Gri Gül
Onur Caymaz: Sanki Yarın Nisan (ikinci öykü kitabı)
Özen Yula: Tanrı Kimseyi Duymuyor 1993'ten beri 4. ö.k.
Sibel K. Türker: Öykü Sersemi

Radikal Kitap; 28/10/2005


KAPAK

Tuna Kiremitçi. Aynur Kulak. Mehmet Açar. Sulhi Dölek (soldan sağa).

2004, yerli roman için tam bir patlama yılı olmuştu; 279 roman yayımlanmıştı. 2005, geçen yılı geride bırakacak gibi gözüküyor. Yılın ilk on ayında 181 erkek, 58 kadın yazarın kaleminden çıkan tam 239 yeni roman dağıtıma çıktı. Bunlardan 101'i ilk roman olma özelliğini taşıyor


28/10/2005 (425 defa okundu)


A. ÖMER TÜRKEŞ (Arşivi)

2000'de 110, 2001'de 126, 2002'de 181, 2003'de 179 ve 2004 yılında 279 yeni yerli roman yayımlanmış, görüldüğü gibi 2004 yılı bir roman patlamasına sahne olmuştu. 200 direncinin kırılmasının bir istisna olmadığı 2005 yılında anlaşıldı. Yılın ilk on ayında 181 erkek, 58 kadın yazarın kaleminden çıkan tam 239 yeni roman var dağıtıma çıkan. Osman Aysu beş, Başar Akşan dört, Erdal Erkut, Mustafa Karnas ve Ömer Baytaş üçer yeni romanla başı çekiyorlar. Erkeklerin sayısal üstünlüğü 'ilk'lerde de sürüyor: 2005 yılında ilk romanı yayımlanan 101 yazardan 76'sı erkek, 25'i kadın. Bu romanlar 86 ayrı yayınevi tarafından satışa sunulmuş. Üç yazarsa kendi olanaklarıyla bastırmışlar kitaplarını. On yedi yeni yerli roman yayımlayan Doğan Kitap'ı on bir romanla Everest Yayınevi, dokuz romanla Altın Kitaplar, sekizer romanla Epsilon Yayınları ve Neden Kitap izliyor.

Sözü sayılara bırakalım
Edebi alanda kalem oynatırken sayılara boğulmanın biraz sevimsiz kaçtığının farkındayım. Gelgelelim bir roman basit bir edebi anlatı değildir. Romanlar yazıldıkları toplumun ilgilerini, inançlarını, zihniyet biçimlerini, arzularını, gerilimlerini yansıtmalarıyla sosyolojik öneme de sahiptirler. Ve ne yazık ki sayısal çokluklarıyla edebi değerleri ters orantılı işleyen günümüz romanlarının büyük bir kısmı, raf ömürlerini tüketir tüketmez sadece edebiyat tarihi ya da sosyolojisi açısından dikkate alınabilir nitelikteler.
Haftada altı yeni romana tekabül eden ortalama sürdüğü takdirde, yıl sonuna geldiğimizde üç yüz eşiğinin aşıldığına tanık olacağız. Polisiyelerden aşk romanlarına, bilimkurgulardan tarihi anlatılara, fantastik hikâyelerden kara ütopyalara kadar geniş bir tür yelpazesi içerisinde farklı içerik ve biçim arayışlarıyla yazılan romanları, ilgi alanlarını işaret edebilmek amacıyla istatikselliğini, öznelliğini, romanların bir kısmını henüz okuma fırsatını bulamadığımı bir kez daha hatırlatarak- kabaca tasnif etmeye çalışacağım.
Romanları türlerine göre sınıflandırdığımızda birinciliği aşk romanları ve tarihi romanlar paylaşıyorlar. Uzağıyla yakınıyla kırkın üzerinde romanın hikâyesi günümüzün uzağında kurgulanmış. Bir o kadar da hikâyeleri kadın-erkek ilişkileri etrafında gelişen roman var. Sayıları otuzu bulan polisiyeler, bu türün en azından yazarlar için vazgeçilmez olduğunu gösteriyorlar. Fantastik öğeler içeren on beş, fantastik kurguyla yazılmış üç, bilimkurgu türünde dört, korku-gerilim türünde üç roman tespit edebildim; dört tane de kara ütopya...
Anlatım tarzlarında görülmeyen çeşitlilik ele alınan konularda çıkıyor ortaya. Yazarlarımız Milli Mücadele, İkinci Dünya Savaşı, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları, Ermeni ve Kürt meseleleri, gibi yakın tarihin önemli yaşanmışlıklarının yanı sıra Bosna'da yaşanan dramı da işlemişler. Bir yanlış anlamaya meydan vermemek açısından, bu türden konuların genel toplamla kıyaslandığında sayıca çok az kaldıklarını belirtmek gerekir.


Milliyetçi ideolojinin tüm tonları
Uzun yıllar boyunca kendisini edebi anlatılarla ifade eden sol kesimin eski ağırlığı yok. İslami romanlar da azalmış. Buna karşılık moderninden muhafazakârına, grisinden kapkarasına milliyetçi ideolojinin bütün tonlarını sergileyen romanlar otuzu bulan sayılarıyla büyük bir sıçrama gösteriyorlar. Rum, Yahudi, Ermeni vatandaşlarımızın ve Ermeni meselesinin romanlara eskiye göre daha fazla yansımasının bir nedeni de bu zaten. Onlar çoğunlukla Türk kimliğini kurmanın ve Türk'e karşı kurulan hain komploları sergilemenin aracı durumundalar. Milliyetçi romanlar sayesinde savaşa ve şiddete de sıkça tanık oluyoruz. Şiddetin neredeyse edebiyatın geneline yayılmasının hem milliyetçi romanlardaki hem de erkek hikâyelerindeki artışla örtüşmesini, kurgusal metinlerle toplumsal bellek ve bilinçaltı arasındaki tuhaf ama organik ilişkiyi sergilemesi açısından önemli bulduğumu söylemeliyim.
Üzerinde ısrarla durulmasını gerekir; ekonomik sıkıntılar almış başını giderken hikâyelerdeki dar gelirli, yoksul insanlar o ölçüde azalıyor. Buna karşılık türü ve konusu ne olursa olsun, romanlardaki zenginlik imgesi çok parlak. Roman kahramanlarıyla birlikte yirmiden fazla Avrupa, beş kez Amerika, iki kez Güney Amerika, iki kez Doğu Asya, bir kez Avustralya seyahati yapabilmemizi belki de bu parıldayan zenginlik imgesine borçluyuz.
Romana gösterilen bu fevkalade alakanın, böylesine şiddetli bir anlatma ihtiyacının nedenlerini, yayıncılığın göze çarpan eksikliklerini, romanın kısılıp kaldığı İstanbul semtlerini ve sterotipleri daha önce pek çok kez tartışmıştım. Bu kez üzerinde durmayacağım. Zaten yukarıda dökümünü yaptığım sayısal çokluk ve çeşitlilik kendiliğinden bir tehlike barındırmıyor. Tehlike, söz konusu çokluk ve çeşitliliğin gelip geçici ilgilenmelere seslenen niteliksiz kültürel ürünleri öne çıkarmasıdır. Onların ezici çokluğu karşısında kültürün kazanç hanesine kaydedeceğimiz ürünlerin boğulmaya terk edilmesidir. Artık tavırlı ve nitelikli yayınların değil eğlenceli ve hafif olanların tercih edildiği, siyasi, toplumsal ve ideolojik dürtülerin ortadan kalktığı, eleştirinin önemsizleştiği, okumanın daha çok haz duygusunu işaret eden bir boş zaman pratiği hâline geldiği bir dünyadayız. Bu dünya şimdiki zamana hapsolmuş bir dünyadır. Böyle bir şimdiki zaman 'sonsuz ihtimallere yüklü sayısız geleceklerin kurulmaya başlandığı geçici bir uğrak' değil, 'tersine, yaşadığımız çağın hiç bitmeyeceğini, artık toplumsal olarak her şeyin sonuna gelindiğini, hareket eden yegâne şeyin bireysel hayatımız olduğunu' simgeleyen kalıcı bir mekândır.
Şimdiki zamanın tüm zamanlara egemen kılınarak daha iyi bir gelecek tasarımının imkânsızlaştırılması, 'aydın'-'yazar' kimliğini de anlamsız hâle getiriyor. Yazarlık hâlâ gözde bir uğraş, ama kimseyi korkutmuyor artık. 'Hare'sini yitirmedi belki, ama toplumu etkileme gücünü yitirdi, içi küçülüp çirkinleşene dek boşaltıldı. Bilinmeyen ya da suskunluk perdesiyle örtülen her şeyi düşünme, kimsenin söylemeye cesaret edemediği meselelerin üzerine gitme, dış gerçekliğin bireysel hayatlara yaptığı etkileri dile getirme sorumluluklarının yerini iç dünyalara nüfuz etme, duygulandırma, heyecan uyandırma becerisi aldı. Bir zamanlar sınıf farklılıklarından, eşitsizlikten, baskı ve zulümden söz ettiği için övülürdü cesareti. Şimdilerde mahrem hayatlara dokunduğu ölçüde, cüretkârlığıyla manşetlere çıkabiliyor ama yazarların toplumsal meseleler hakkında yüksek sesle konuşmasını hiç kimse beklemiyor, hatta umursamıyor bile.


Beklentisizlik...
Bir gözden düşme diyelim buna; bir değer kaybı. Bugün Orhan Pamuk'u hedef alan linç girişimini kolaylaştıran işte bu değer kaybıdır. 40'lı, 50'li, 60'lı, 70'li yıllarda Sabahattin Ali'ye, Nâzım Hikmet'e, Reşat Enis'e, Yaşar Kemal'e, Kemal Tahir'e, Fakir Baykurt'a, Sevgi Soysal'a, Yılmaz Güney'e, Aziz Nesin'e söylenmeye cüret edilemeyen sözlerin bugün hep bir ağızdan Orhan Pamuk'a yönelmesinin, hangi yeteneğiyle kaptığı meçhul köşesinden 'sen yazarsın, seni ilgilendirmeyen konularda ağzını açma' denilebilmesinin ardında, entelektüel kesime yönelik düşmanlık kadar, entelektüel ile yazar kimliklerinin ayrıştırılmasının da rolü var. Bir yazarla bir mankenin, bir futbol yıldızının, bir arabesk ya da pop şarkıcısının, hatta bir işadamı ya da bürokratın aynı imajda, asıl anlamını maddi kazançta bulan 'başarılı/mutlu/meşhur' insan imajında birleştikleri bir toplumda, birkaç istisnası dışında kitaplarından maddi kazanç temin eden yazarı bulunmayan bu coğrafyada, kitap üretimindeki ve yazarların görünürlerindeki artışla, kitapların ve yazarların toplumsal zihniyet üzerindeki etkilerinin yok olması arasındaki dolaysız ilişki hem hüzünlü hem tehlikelidir, ama şaşırtıcı değildir.
Artık bir romanda her okuyucu farklı bir hakikat bulabilir ve bu hakikatlerin hepsi de meşru sayılabilir. Ama her şeyin meşru sayıldığı bir dünya, aslında değerlerin önemsizleştiği ve anlamın yittiği bir dünyadır. Böyle bir dünyada edebiyattan hayata bir biçim vermesi, kim olduğumuzu, ne hissettiğimizi ve bütün bu çabaların, ideallerin, çatışmaların amacının ne olduğunu anlamamıza yardım etmesini bekleyemeyiz. Yazarın sözünün ehemmiyetini yitirmesinin nedeni işte bu beklentisizliktir. İntihar eden roman kahramanlarında -ki hemen hepsi duyarlı entelektüel tiplemesidir- 2005 yılında kaydedilen artış bu beklentisizlikle, 'hiç'liğin farkına varan yazarın psikolojisiyle açıklanamaz mı?
Bir zamanlar 'biliyorum' diye haykırdığı için değerliydi yazar, şimdilerde bilmeyenleri, bilse de söylemeyenleri kimse suçlamıyor. Sorgulanması gereken roman sayısındaki artış değil, yazarın ve romanının her türlü toplumsal zorunluluktan ve sorumluluktan azat edilmişliğidir. Toplumun ve insanın dış dünyada karşı karşıya olduğu somut gerçekleri görmeyen ya da görmezden gelen bir yazarın o toplum, o insan ve o dünya üzerine yazacak bir şeyi yoktur.


Dikkat çeken romanlar


EN UZUN GECE, Ahmet Altan

DÜŞMÜŞ ERKEKLER MASALI, Rıza Kıraç

ANNEMİN ÖĞRETMEDİĞİ ŞARKILAR, Selçuk Altun

KÜÇÜK GÜNAHLAR SOKAĞI, Sulhi Dölek

KUMRU İLE KUMRU, Tahsin Yücel

ŞEHRİN KULELERİ, Tayfun Pirselimoğlu

YOLDA ÜÇ KİŞİ, Tuna Kiremitçi

ELİME TUTUN, Aslı Biçen

GÜNLERDEN BİR GÜN, Aynur Kulak

SIFIR BASKI, Canan Parlar

ALTIN YALDIZLI ADAM, Feyza Zaim

GEÇMİŞTE YEDİĞİM DOLMALAR, Filiz Kansu

HER ŞEY SENİNLE, Halide Eşber

TAŞ VE TEN, İnci Aral

HAYAT TUTULMASI, Piraye Şengel

akit2.jpg

magazin.jpg

2006 YILI ROMAN ÜZERİNE YAZILAR, ELEŞTİRİLER VE DEĞERLENDİRMELER

2006 YILI ÖYKÜ ÜZERİNE YAZILAR, ELEŞTİRİLER VE DEĞERLENDİRMELER

2006 YILI ŞİİR ÜZERİNE YAZILAR, ELEŞTİRİLER VE DEĞERLENDİRMELER

======2005 EKLERİ======

2005 YILI ROMAN ÜZERİNE YAZILAR, ELEŞTİRİLER VE DEĞERLENDİRMELER- EKLER-

2005 YILI ÖYKÜ ÜZERİNE YAZILAR, ELEŞTİRİLER VE DEĞERLENDİRMELER- EKLER-

2005 YILI ŞİİR ÜZERİNE YAZILAR, ELEŞTİRİLER VE DEĞERLENDİRMELER- EKLER-

kapak.gif

O sözler ki... Uğruna asılırız

'Attilâ İlhan'ın en çok nesini seversin' diye sorulsa, 'iddialarını ve polemiklerini' yanıtını verirdim. Ama, ne yazık ki, bu iddialı Attilâ İlhan kimliğinin metinleri, hiç de iddiaları kadar kusursuz değildi

Radikal Kitap, 14/10/2005

A. ÖMER TÜRKEŞ

Şiirleri, romanları, senaryoları, edebiyat/sinema eleştirileri, denemeleri, köşe yazıları, ama en çok da polemiği seven kişiliğiyle edebiyatımızın renkli simalarındandı Attilâ İlhan. İlk hikâyesini 1945'te, ilk şiir kitabını 1950'de yayımlamış, 1950'den sonra sinema eleştirileri ve Ali Kaptanoğlu takma adıyla film senaryoları yazmıştı. İlk dönem şiirlerinin seveni çoktur. Ancak sanıyorum ona ününü getiren romanları olmuştur. 1953 yılında Sokaktaki Adam'la başladığı romancılığını 2003'teki Allahın Süngüleri'ne kadar, tam on bir roman ve bir hikâye kitabıyla sürdürdü.
Elli yıla yayılan on bir romanda Attilâ İlhan'ın başlangıç noktasından bir hayli sağa sapan siyasi çizgisini izlemek mümkün. Doğrusunu söylemek gerekirse, özellikle 1980'den sonra yazdıklarına baktığımda, bu romanları siyaset ve roman arasındaki ilişkinin siyasetin lehine büküldüğü edebi projeler olarak görüyorum. Attilâ İlhan, siyasi mirasına da sahip çıktığı Kemal Tahir gibi, siyasete ve topluma ilişkin görüşlerini romanlarla anlatmak yolunu seçmiş, belki de bu nedenle belli anlatım şablonlarının dışına çıkamamıştır.
Oysa daha ilk romanlarında -Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez'de- bireyin sıkıntılarını Türkiye'de yaşanan ekonomik sıkıntıların eşliğinde dile getirirken romana uygun bir biçim yakalamıştı. Romanların arkasında, kendi deyişiyle, 'günlük ve ömürlük yaşantımızın problemlerini hemen daima hürriyet ve saadet ideallerinin ışığı altında ele alan toplumcu bir gerçekçiliğin yanı sıra bir de gelecek iyi günlerin iyimser romantizmini' savunan genç bir yazar vardı.
Kurtlar Sofrası (1961), Bıçağın Ucu (1973), Sırtlan Payı (1974), Yaraya Tuz Basmak (1978) romanları edebiyata yansıyan 27 Mayıs anlatılarının en önemlilerindendir. Hem DP döneminin hem de 70'li yılların psikolojisini ve eğilimlerini yansıtan bu romanlarla birlikte, Attilâ İlhan edebiyatı kendi sözünün aracısı kılmaya da başlar. Belki de konjoktür uygun olmadığından, henüz sola yönelik bir tavrı yoktur; spekülatör ticaret burjuvazisi, ticaret burjuvazisinin yabancı sermaye ile işbirliği deneyleri ve montaj sanayiciliğine geçiş hevesleri, komprador kapitalizminin belirginleşmesi gibi ekonomik ve toplumsal meseleler üzerinde durur.
Attilâ İlhan'ın çizgisindeki kırılma 80'lerde başladı. Fena Halde Leman (1980), Dersadette Sabah Ezanları (1981), Haco Hanım Vay (1984), O Karanlıkta Biz (1998) ve Allahın Süngüleri (2003) romanlarında bir yandan "genetik, sibernetik, dolayısıyla biyonikin, zaman içinde cinsel farklılığı da, aile müessesesini de, klasik aşk anlayışını da tarihten sileceğinden şüphem yoktu" sözleriyle özetlediği aşk ve cinsellik anlayışına uygun hikâyeler yazdı, diğer yandan milliyetçi solun sözcülüğünü üstlendi. Özellikle O Karanlıkta Biz ve Allahın Süngüleri'nde komünistlere ayırdığı özel yer tam da bu amaca hizmet eder.
Öyle ki, Milli Mücadele'nin önemli bir bileşeni sanki Bolşeviklikmiş sanırsınız... Hatta "Mustafa Kemal'in ciddi olarak Bolşevik olmayı düşündüğünü", "Mustafa Kemal'in, ideolojisini mazlum milletlerin savunması üzerine kurması nedeniyle Galiyefçi olduğunu" bile iddia edecektir. Türkçülüğün halkçılığı, başlangıçtaki devrimci yanı, milliyetçiliğin anti-emperyalist, laik ve demokratik olmak zorunluğu gibi önkabullerle, Milli Mücadele ile sol arasında bir mutabakat kurmaya çalışır. Ancak Attilâ İlhan'ın zaman zaman kullandığı 'solcu' terminoloji yanıltmasın; çünkü milliyetçilik farklı siyasal görüşler arasında bir ortak payda, E. Özkök, G. Aktan, E. Çölaşan, D. Perinçek ve Attilâ İlhan'ı birleştiren, hiçbir kişi ya da kurumun reddetmeyi göze alamayacağı hegemonik bir söylemdir.
Genç yazarları, "Ekonomiden, tarihten haberleri yok. Sosyoloji ile hiç ilgilenmemişler, psikolojiyle ise bir parça. Yazdıklarında Türkiye'yi bulamazsınız" sözleriyle suçlayan Attilâ İlhan, romanlarında tarihi gerçeklere sıkı sıkıya bağlı olduğunu bölüm aralarına eklediği yazışma ve belgelere verdiği geniş yerle belli eder. Ne var ki, hikâyesine aldığı gerçek kişilerin hayatlarını ya da Batı'nın niyetlerini söz konusu ederken rahat davranır, bir yandan tarihi belgelerden, gerçeklerden dem vurur, hemen ardından spekülatif iddialarda bulunmaktan imtina etmez.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, 'Attilâ İlhan'ın en çok nesini seversin' diye sorulsa, 'iddialarını ve polemiklerini' yanıtını verirdim. Ama, ne yazık ki, bu iddialı Attilâ İlhan kimliğinin metinleri, hiç de iddiaları kadar kusursuz değildi. Sultan Galiyef ile başlayıp Kemal Tahir ile sürdüğünü iddia ettiği, kerameti kendinden menkul bir ulusalcı Marxist dünya görüşünün son temsilcisi Attilâ İlhan, hayal ettiklerini gerçekliğe yakıştırmaya başlayınca, bir toplum eleştirisinden uzaklaşıp, bulanık bir sol kimliğe saldırmanın ötesine geçemedi. Bir edebi metinden ziyade, siyasi bir düşünceye tarihi bir geri plan, bir mitoloji yaratma kaygısı taşıyan son dönem romanları ise, okunurluklarını aslında Kemalizme hiç de uygun düşmeyen, Osmanlıcası bol dili sayesinde yakalayabildiler. Keşke, Sokaktaki Adam, Zenciler Birbirine Benzemez, ya da Yalnızlar Rıhtımı'ndaki çizgisini korumayı başarsaydı diye düşünüyor, Attilâ İlhan'ı kendisinin bile unutturamadığı bir dizesiyle hatırlamak ve uğurlamak istiyorum.

O sözler ki bir ömür boyu
Dolu bir tabanca gibi yüreğimizde taşırız,
O sözler ki bir kez ağzımızdan çıkmıştır
Uğrunda asılırız.


YAĞMUR KAÇAĞI
Elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylülse ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


ATTİLÂ İLHAN KİTAPLIĞI
Şiir


Duvar, 190 sayfa, 7 YTL.

Sisler Bulvarı, 168 sayfa, 7 YTL.

Yağmur Kaçağı, 90 sayfa, 6 YTL.

Ben Sana Mecburum, 156 sayfa, 12 YTL.

Belâ Çiçeği, 135 sayfa, 12 YTL.

Yasak Sevişmek, 118 sayfa, 7 YTL.

Tutuklunun Günlüğü, 176 sayfa, 6 YTL.

Böyle Bir Sevmek, 168 sayfa 13 YTL.

Elde Var Hüzün, 125 sayfa, 9 YTL.

Korkunun Krallığı, 175 sayfa, 10 YTL.

Ayrılık Sevdaya Dahil, 110 sayfa, 12 YTL.

Kimi Sevsem Sensin, 124 sayfa, 8 YTL.

Roman-Hikâye

Sokaktaki Adam, 240 sayfa, 8 YTL.

Zenciler Birbirine Benzemez, 305 sayfa, 9 YTL.

Kurtlar Sofrası, 683 sayfa, 18 YTL.

Aynanın İçindekiler (Roman Serisi)

Bıçağın Ucu, 456 sayfa, 13 YTL.

Sırtlan Payı, 502 sayfa, 30 YTL.

Yaraya Tuz Basmak, 422 sayfa, 10 YTL.

Dersaadet'te Sabah Ezanları, 440 sayfa,13 YTL.

O Karanlıkta Biz, 484 sayfa, 17.50 YTL.

Allahın Süngüleri 'Reis Paşa', 550 sayfa, 18.50 YTL.

Fena Halde Leman, 298 sayfa 12 YTL.

Haco Hanım Vay, 435 sayfa, 19 YTL.

Yengecin Kıskacı, 258 sayfa, 9 YTL.

Deneme-Anı

Gezi Yazıları Abbas Yolcu, 182 sayfa, 11 YTL.

Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler, 192 sayfa, 11 YTL.

Anılar ve Acılar:

Hangi Sol, 318 sayfa, 10 YTL.

Hangi Batı, 324 sayfa, 15 YTL.

Hangi Seks, 257 sayfa, 13 YTL.

Hangi Sağ, 384 sayfa, 19 YTL.

Hangi Atatürk, 426 sayfa, 14 YTL.

Hangi Edebiyat, 428 sayfa, 10 YTL.

Hangi Laiklik, 260 sayfa, 16 YTL.

Hangi Küreselleşme, 418 sayfa, 12 YTL.

Attilâ İlhan'ın defteri

Gerçekçilik Savaşı, 316 sayfa, 15 YTL.

İkinci Yeni Savaşı, 280 sayfa, 14 YTL.

Faşizmin Ayak Sesleri, 416 sayfa, 20 YTL.

Batı'nın Deli Gömleği, 416 sayfa, 12 YTL.

Sağım Solum Sobe, 376 sayfa, 20 YTL.

Ulusal Kültür Savaşı Attilâ İlhan, Bilgi Yayınevi, 291 sayfa, 9 YTL.

Sosyalizm Asıl Şimdi, 404 sayfa, 20 YTL.

Aydınlar Savaşı, 211 sayfa, 12 YTL.

Kadınlar Savaşı, 280 sayfa, 17 YTL.

'Cumhuriyet' söyleşileri

Bir Sap Kırmızı Karanfil, Bilgi Yayınevi, 295 sayfa, 9 YTL.,

Ufkun Arkasını Görebilmek, Bilgi Yayınevi, 296 sayfa, 9 YTL.

Sultan Galiyef, Bilgi Yayınevi, 321 sayfa, 11 YTL.

Dönek Bereketi, 322 sayfa, 7.5 YTL.

Yıldız, Hilâl ve Kalpak, 336 sayfa, 17 YTL.

Çeviri

Kanton'da İsyan Andre Malraux Roman, Bilgi Yayınevi, 216 sayfa, 7.5 YTL.

Umut (Malraux), İletişim Yayınları, 569 sayfa, 22 YTL.

Basel'in Çanları (Aragon), Can Yayınları, 327 sayfa

Hakkında yazılanlar, söyleşiler

Attilâ İlhan'da Kültür Sorunsalı, Gönülden Esemenli Söker, araştırma, 11.5 YTL.

Attilâ İlhan'la 1000 Saat, Erol Manisalı, anı, 8 YTL.

Attilâ İlhan: 'Açtırma Kutuyu!..',

Belgin Sarmaşık, söyleşi, 15 YTL.

Attilâ İlhan: 'Söyletme Kötüyü!..' Belgin Sarmaşık, söyleşi, 15 YTL.

Mavi Adam Attilâ İlhan'la Söyleşiler Zeynep Aliye, söyleşi, 12.5 YTL.

Yalnız Şövalye, Zeynep Ankara, anlatı, 8.5 YTL.

Nam-ı Diğer Kaptan/Attilâ İlhan'ı Dinledim, Selim İleri, söyleşi, 404 sayfa, 8 YTL.

Attilâ İlhan'a Edebiyat Dünyasından Mektuplar, Otopsi Yayınları, 367 sayfa, 15 YTL.

26.11.2005


anasayfaya dön

anasiteye dön

________________________________________________
Yorum ve izlenimleriniz için buradaki ziyaretçi defterimizi kullanabilirsiniz.>>>>>
________________________________________________

_________________________________
İletişim İçin Bu Adresi Kullanınız >>>>>
_________________________________